27 Kasım 2010 Cumartesi

Voila le chocolat!

İşte çikolata!
İkinci haftamızın tümü çikolata ile doluydu ve tabii ki bundan şikayetçi olmak aklımdan bile geçmedi...
Yine bir öyküyü paylaşmak istiyorum sizinle.
Bir çocuk düşünün; 6 yaşında babası tarafından terkedilmiş. Annesi ve ablasıyla yaşama tutunmuş sımsıkı, derken hayat mücadelesi içinde anne rahmini aldırmak zorunda kalmış. İlerleyen yaşına ayakta durmaya çalışıyormuş, iki çocuğu hatrına. Yaşı 14 olan çocuk hergün, okuldan eve gelip yemek yapmaya başlamış annesine, ailesine. Derken bir bakmış ki mutfakta çok mutlu, olmak istediği yer orası. Ama tatlı yapmayı daha çok sevmiş, yemek yapmak hobim tatlı yapmak ise mesleğim olmalı demiş 18'inde ve annesinin ve tatilde çalışmaya başladığı restoranın sahibinin desteğiyle kendisini Curaçao'dan Paris'te bulmuş. Karayip Denizi'nde yer alan Hollanda Antillerinin rüya adacıklarından biri olan Curaçao'da 4 mevsim yaz yaşanıyormuş. Evet 18 yaşındaki genç arkadaşım Luici burdan geliyor ve ilk defa dün hayatında ilk kez evet ilk kez kar görmenin heyecanını yaşadı ve biz de onun yanındaydık. Sevincini görmeliydiniz. Dakikalarca havaya bakıp, karın yüzüne inişini hissetmeye çalıştı. Ayrıca mutfakta da inanılmaz yetenekli biri. Hedefi diplomayı almak, fransızların pastacılıkta en önemli mekanlarından La Durée'de staj yaparak, en az 7 yıl Paris'te çalışmak, para biriktirmek ve sonrasında mutlaka evine dönüp Curaçao'da kendi yerini açmak ve kendi insanlarına öğrendiği tüm bu güzel tatlıları tanıtmak...Yaşı çok genç ama ne istediğini çok iyi biliyor.
Önemli olan da bu değil mi?

Luici hayat hikayesini anlattığı sırada yine Paris'in en ünlü çay salonlarından birindeydik. Dalloyau. Luxembourg bahçelerinin olduğu meydandaki bu salonda günün yorgunluğunu attık. Champs Elysees, Galerie de la Fayette, Le Bon Marche gibi dünyaca meşhur alışveriş merkezleri yerine biz lezzet avcıları fırsat bulduğumuz her anı Paris pastanelerinin vitrinlerinde ve çay salonlarında geçiriyoruz.


Ayrıca dün de okuldan rehber eşliğinde tevellütü 1903'lere dayanan Angelina adlı ünlü pastaneyi ziyarete gittik. Tüm müşterilerin arasından geçerek, hatta kapının önündeki 15 metrelik sıraya rağmen beklemeden içeri girerek aşağı mutfağa inmenin ayrıcalığını yaşadık...Proust'tan Coco Chanel'e pek çok ünlünün vazgeçemediği tatlar sunan Angelina'nın en sevilen lezzetleri sıcak çikolatası ve meşhur Mont Blanc'ı...Adını meşhur dağdan alan bu tatlı kestane püresiyle kaplı enfes bir tat. Ayrıca şeften aldığımız bilgiye göre Angelina'da günde 150 adet kadar milföy ve mont blanc ve yine günde 180 ila 200 litre sıcak çikolata satılıyormuş, artık gerisini siz tahmin edin. Aşağıda vitrininden bir kesit gördüğünüz bu pastane gibi niceleri var Paris'te... Artık butik gibi insanlar vitrin camlarına yapışıp tatlı modellerine, renklerine ve fiyatlarına bakıyor. Ve yine Paris'te bu tatların alıcısı gerçek anlamda çok. Bir dilim milföye bu pastanede 5 euro ödeyip yiyecek kitleyi bulmak çok da zor değil demek istiyorum. Evet yanlış okumadınız burda dilim pastaların fiyatı 5 ila 10 euro arasında değişiyor.

Facebook'tan sürekli kendimi güncellemeye çalıştığım üzere bu hafta ellerimiz çikolataydı gerçekten. Neler yapmadık ki! Kahvelisinden, truffuna, badem ezmelisinden kuru meyvelisine tam bir lezzet şöleni. Ne yazıktır ki türkçenin mutfak terminolojisindeki eksikliği beni çok zorluyor. Mesela bildiğiniz kuvertür çikolatasını belli bir deceye ısıtıp sonra belli bir ısıya düşürüp tekrar belli ısıya çıkarma işlemine türkçe bir karşılık bulamıyorum. İngilizcede tempering, fransızcada mis au point diye geçen işlemin ne yazık ki türkçe bir adı yok. Isı ayarlaması veya kıvamına getirmek sanırım en ideal isim olacak bu işlem için. Çikolatalara istenilen formu vermek için bu işlemden geçirmek şart. Ve bu işlem bir hayli zaman alan meşakkatli bir iş...

Aşağıda gördüğünüz tatlı ise 3 çeşit çikolata musundan oluşuyor. Hepsini aynı yükseklikte dökmek kolay olmadı ama sanırım başardım. Adı Bavarois... Mus bazlı bir tatlı, bu mus genelde meyvelerden ve bu örnekte olduğu gibi bazen de çikolatadan yapılan katlardan oluşuyor.
Bundan başka gluten içermeyen bir tatlı öğrendik bu hafta. Tarifini en kısa zamanda paylaşacağım sizinle...

Dün yılın ilk karını yaşadım. Lapa lapa yağdı kar ama yer yeterince soğumadığı için tutmadı. Soğuklar devam ediyor burda, ama yeter ki içimiz sıcak kalsın...

Tatlı bir haftasonu diliyorum hepinize,



22 Kasım 2010 Pazartesi

Paris'te ilk hafta...

Beni tanıyanlar iyi bilir, bir caz kulübünde şarkı söyleyerek insanlara güzel bir şeyler sunabilirdim belki, ya da insalığa ait olan ne varsa araştırmak için can atan bir antropolog olabilirdim, belki yine insanların yaşadığı evlerin kapı ve pencerelerine olan merakımla sürekli onları çizen bir ressam veya hayata dair herşeyi keşfetmeye doymayan gözlerimle seyahat düşkünü bir gezgin de olabilirdim. Hatta gezdiği yerleri insanlara anlatan bir program sunucusu. Evet bunların hepsini yapabilirdim. İnsanlara olan sevgimi bir şekilde ifade etmenin bir yolunu bulmalıydım. Arayışlarım beni mutfağa sürükledi bu yaşımda, sonra araştırmaya sonra öğrenmeye. Bu yolun başında durmuştum ve arkama bakmayı hiç düşünmedim bile.
Yeniden Paris'teyim. Beni doyuran şeylerin başında değişim geliyormuş meğer. Doğduğum şehre, İstanbul'a geri göçüm, evliliğim, kızım, ve yeni yolum. Hepsi derin değişimler benim için. Gerisi kifayetsiz kalan anlamlı değişimler.
Resimde gördüğünüz kız çocuğu belki Eyfel kulesini kaldıramaz ama inanıyorum ki yanında olmadığım bu süre zarfında en az bu kadar güçlü kalacak ve dönüşümde de bana ilham vermeye devam edecek.
Beni güzel dileklerle buraya uğurlayan herkese Paris'ten sonsuz sevgiler. Kendi Uğur'uma da desteği için sonsuz teşekkürler...


Ne mi yapıyorum? Keşfediyorum, yeniden kendimi, yapabileceklerimi, hayallerimi, hedeflerimi...
Paris'i pek de sevmemesine rağmen bayram tatilinde yanıma gelen eşim ve beraberinde gelen kızıma nihayet Ratatouille'un memleketini göstermekten duyduğum mutluluğu anlatmama imkan yok.
Benim için Paris'in anlamı bambaşka. Sevip sevmemek değil konum. Benim için temsil ettiği değer başka. Mesela Pierre Herme'nin vitrinini inceleyerek bi yarım saatimi geçirebilirim ben. Ya da bir kafede kir royal ısmarlayıp sıkışık masalardan birinde saatlerce oturabilirim. Yine saatlerce yürüyebilirim bu şehirde. Saatlerce yürüyebileceğiniz bir şehir, daha büyük özgürlük var mı ki?

Gelgelelim Cordon Blue'ye...
Okulda bu sezonda pek çok şey öğreneceğiz gibi gözüküyor. Restoran tatlılarına giriş yaptık bile.
Şeflerimiz her zaman ki gibi tüm ustalıklarını sergiliyorlar. Sınıfta 20 kişiyiz. Pratiklerde 10 kişi mutfağa giriyoruz. Tarifleri gerçekleştirirken ki telaşımızı görmelisiniz. Arı gibi ordan oraya koşturan dünyanın dört bir yanından insanlar...
Solumda yunanlı hırslı bir oğlan sağımda brezilyalı şeker bir gay, karşımda şirin bir japon kız ve suratsız bir amerikalı kadın ciddi ciddi çalışıyoruz. Sonunda yaptıklarımıza not alıyoruz çünkü şeflerden. Yaratıcılığımızı sorguluyorlar bu sefer, dekorasyondaki başarımıza da bakıyorlar. Bakınız aşağıdaki makaron sunumu...Bu da şef JJ.Tranchant'ın bir uygulaması.

Bu da yaratıcılık mı diyeceksiniz şimdi aşağıdaki fotoğrafıma bakıp? Elbette değil ama ilk uygulamamda yaşam felsefemi koymak istedim tartıma. Passion fruit meyvesinin tohumlarıyla kapladığımız tartdaki mesajımda şu; suratın sivilcelerle de kaplı olsa mühim değil, gülücük senin tek sihirin. Onu kullan, gerisini boşver...

Diğer arkadaşlarımda farklı şekillerde süslediler tartlarını...
Şef Walter'ın tartıma yorumu da şu oldu:
''Je trouve ça tres sympa, ha?''
''Merci chef!!''
Sempatik bulmuş anlamında. Evet tam isabet... İstediğim de buydu zaten. Garip bir meyveden yapılan bu tarta biraz sempati katmak...Teknik açıdan pek çok şey öğrendiğim bu tarifi başka meyvelerle denemek için can atıyorum.
İlk haftamı böylelikle tamamladım. Sizi bilgilendirmeye devam edeceğim...


9 Kasım 2010 Salı

Tarte Normande


Adını Fransa'nın Normandi bölgesinden alan bu özel tart fransız klasiklerinden birisidir. Tart Normand diye okunur. Yani Normandi Tartı. Özelliği elmaların irice kesilmesi ve hazırlanan sosa elma brandisi veya nam-ı diğer Calvados ilavesidir. O da adını Fransa'da üretildiği şehirden almıştır. Elmalı tatlılara muhteşem bir aroma katar. Fransız pastacıların en favori malzemelerinden biri olan Calvados hakkında detaylı bilgi için bu linki tıklayabilirsiniz. Tabii ki kullanmak konusunda serbestsiniz. Hafif oryantalleştirmek için tarçın katabilirsiniz mesela...

http://www.gurmerehberi.com/gurme-rehberi/alkollu-icecekler/kadehteki-elma-calvados/

Bu tarifi geçen akşam Taksim Istanbul Culinary Institute mutfağında ''Cookschool'' öğrencileriyle beraber uyguladık.
http://www.istanbulculinary.com/tr/

Sizlerle de paylaşmak istedim.

Hazırlık olarak ilk iş; 24 cm.lik tart kalıbımızı yağlayalım.

Önce tart hamurunu hazırlayalım.
Hamuru için:
200 gr. un
100 gr. küçük küçük doğranmış soğukça tereyağı
2 tutam tuz
20 gr. şeker
1 çorba soğuk kaşığı su
1 yumurta
3 tutam şekerli vanilya

Ön pişirme süresi: 12 dakika Pişirme ısısı: 170 derece

Genişce bir kaba unu ve tereyağını alın ve sadece parmak uçlarınızla iyice ovalayın. Un kum görünümünü aldığında tuzunu, vanilyasını, şekerini ve suyu ilave edin. Yine sadece parmaklarınızı kullanarak harmanlayın ve hamuru çalışma tezgahınızın üzerine alın. Peki neden parmak ucu? Çünkü hamurumuzu ısıtmak istemiyoruz. El ayası sıcak olduğundan yağı kolayca eritir ve hamurumuzu cıvıklaştırır. Hamurumuzun formuda olmasını istiyorsak sadece parmak uçlarımızı kullanmalıyız.
Tezgaha aldığımız hamurun ortasını açarak 1 orta boy yumurtayı kıralım ve yine parmak uçlarıyla, dışardan içeri toplayarak yumurtayı hamurumuza yedirelim.
Yuvarlak forma getirip, streç filme saralım ve içini hazırlayana dek buzdolabına koyalım.


Aşağıda resmi görüldüğü üzere elmaların üzerine bir sos hazırlayacağız. Bu sos için gerekli malzemeler ise:
3 yumurta
120 gr. şeker
100 gr. krema
çubuk veya ekstre halinde vanilya
Calvados
Fırını 170 dereceye ısıtalım.
Tüm malzemeleri homojen bir karışım oluncaya dek çırpııcı ile karıştıralım. Calvados ve vanilyayı en son ekleyelim.
Bu arada yaklaşık 3 orta boy tatlı elmayı ortadan ikiye sonra her iki parçayı üçe bölerek hazırlayalım.
Dolaptaki hamurumuzu yarım cm kalınlığında açıp yağladığımız tart kalıbımıza yayalım ve kabarmasını engellemek için çatalla tabanını delelim. Ve hemen 10-12 dakika fırınlayalım.

Fırından aldığımız hamurun üzerine elmaları yan yan dizelim üzerine hazırladığımız sosu dökelim ve yeniden 170 derecede yaklaşık 35 -40 dakika daha pişirelim.

Yüce Calvodos!!!
Üzeri altın rengi olunca tartımız pişmiş demektir. Biraz soğumasını bekledikten sonra üzerine bolca pudra şekeri döküp ılık olarak servis edelim.
Hazırladığım bu turtayı da Benne'de ağırladığım veli arkadaşlarımla paylaştım. Paris'e gitmeden önce hoşçakal demek adına. Evet bu cumartesi orta seviye pastacılık eğitimi için yeniden Paris yolcusuyum. Heyecanlıyım.
17 Aralık'a kadar orada olacağım. Size okuldan haberlerim olacak...
Sağlıcakla kalınız.

Geçen hafta enstitü mutfağında aynı grup ile ekler, creme brulee ve ahududulu çikolatalı fondan çalışmıştık. Elimden geldiğince hem teknik bilgiler hem de uygulamalar konusunda arkadaşları bilgilendirmeye çalıştım. Çok lezzetli saatlerdi doğrusu...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Creme Brulee

Soğuk veya ılık olarak servis edebileceğiniz şık bir ziyafet tatlısı arıyorsanız, işte karşınızda Creme Brulee...Genelde vanilya aromalı yapılan bu tatlıyı dilerseniz limon-portakal kabuğu veya çikolata, kahve aromasıyla hazırlayabilir ya da üzerinde meyve ile takdim edebilirsiniz.

Creme Brulee (okunuşu=krem bürüle, anlamı=
yanık krema)

6 kişi için

Kreması:
500 ml. krema
1 çubuk vanilya
4 yumurtanın sarısı
75 gr. pudra şekeri

Dekoru için: yaklaşık 5 çorba kaşığı esmer şeker
Pişirme derecesi: 140 derece
Pişirme süresi: 45 dak.

Yapılışı:
Fırını 140 dereceye ayarlayın.
Yumurta ve şekerini çırpma teliyle beyazlaşıncaya kadar çırpın. Vanilya çubuğunu ikiye bölün, tanelerini bıçağın sırtıyla sıyararak ayırın ve karışıma ekleyin. Çubuk vanilyanız yoksa 2 tatlı kaşığı kadar vanilya ekstreside ekleyebilirsiniz.
Kremayı ve pudra şekerini ilave edin. Hepsini bir kasede karıştırın.
Frın tepsisine düzeceğiniz 6 adet porselen kaseye eşit olarak veya orta boy bir fırın kabına karışımı dökün ve fırına verin. Burada önemli olan kremi mümkün olduğunca ince dökmektir. Bir parmak kalınlığında demek doğru olacaktır. Belki birbuçuk ama asla iki değil.

Fırın tepsisini salladığınızda jölemsi kıvamdaysa creme bruleemiz hazır demektir. Yani kıvamı ne çok sıvı ne de çok katılaşmış olmalıdır. Tatlımızı fırından alalım ve oda sıcaklığında ılımasını bekleyelim ve sonrasında en az 2 saat buzdolabında bekletelim. Dolaptan aldığımızda üzerini cömertçe esmer şekerle kaplayalım ve bir pürmüz yardımıyla şekeri yakalım.
Benim pürmüzüm sevgili Bilgeannemin hediyesi. Siz de bir pürmüzüm olsun diyorsanız aşağıdaki linkten satın alabilirsiniz.
http://www.bakeshop.com.tr/Purmuz-Karamello-Brulor,PR-324.html

Bu tarife tadını veren vanilya, orkide ailesinin bir üyesidir ve birçok tropikal ülkede yetiştirilir.
Anavatanı, Meksika, Madagaskar ve Antillerdir. Vanilya ekiminden sonra ilk ürünü yaklaşık 3 yıl sonra verir.Vanilyanın yetiştirilmesi, polenizasyonu (polenleme işlemi) ve ekimi hiç bir makine, kimyasal gübre veya tarım ilacı kullanmadan tamamen elle yapılır. Vanilya yetiştiricileri- ki genelde kadın ve çocuklardır- eğer yeteri kadar hızlı çalışırlarsa günde yaklaşık 1000 ile 2000 arası vanilya'yı polenleyebilirler. En fazla işçilik gerektiren zirai üründür. Aynı zamanda Dünya'da Safran'dan sonra en pahalı
ikinci baharattır. (kaynakça:wikipedia)

Farklı bir tatlı seçeneği daha. Creme brulee içi yumuşacık krema, dışı nazikçe kıtır ve karamel tadında enfes bir tatlı, deneyin seveceksiniz.

Kaşığı ilk daldırdığınızda tabağınızı kulağınıza yaklaştırın. Romantik bir çıtırtı duyacaksanız.


Afiyet olsun...

15 Ekim 2010 Cuma

Fondant au chocolat

50.üyemin hediyesi

Bol yağmurlu bir hava, can sıkıcı bir renk, ama heyecanlıyım, hediye kutumu aldım ve köprü üzerinde Sting dinleyerek Kavacık'a vardım. Siz de okurken dinlemek isterseniz farklı bir pencerede açabilesiniz diye linkini ekliyorum. http://fizy.com/#s/1ly9lx


Defne restoranın sahibi Melahi'den onayladım mekan açılalı tam 12 yıl olmuş.
Dün gibi...
Satış ekibinden arkadaşlarla öğlen yemeklerinde Melahi'nin bu yerinde buluşur, yemeğimizi yer, şamata yapar ve hatta müşterilerine serviste yardımcı olmaya çalışırdık.
İrmik hanım'ın 50. üyesi tatlısever Zeynep arkadaşım da bu ekiptendi. Yıllar bizi internet ortamında tekrar kavuşturdu ve vaadini verdiğim hediyemi almaya O hak kazandı. Buluşma mekanımızdan içeri girdiğinde ona doğru yöneldim ve alkışlamaya başladım, sonra da kızımdan aşırarak kendimce 50'ye uyarladığım madalyasını boynuna taktım. Birlikte güzel bir yemek yedik.
Hediye tatlısı olarak Zeynep'ten ziyade çocukları Can ve Jülide'yi düşündüğümden, severek yemeleri için çikolata dolu bir tarif yaptım.

Tatlı bir bahaneyle yeniden buluşmak çok hoştu gerçekten. 100. üye ile buluşmamı ise şimdiden hayal etmeye başladım doğrusu...

Tarif yine bir Fransız klasiği: Fondant au Chocolat (okunuşu: fondan o şokola)
Çikolata bazlı, az unlu, tadını yoğun çikolata ve arasına konan meyveden alan bu tatlı, çikolata sevmeyenler tarafından bile zevkle yenilen bir tarif.

FONDANT AU CHOCOLAT

6 kişilik
Gerekli malzemeler
6 yumurta
200 gram donmuş vişne
200 gram çikolata
200 gram tereyağı
180 gram şeker
70 gram un
1 tutam tuz


200 gram çikolatayı düşük derecede mikrodalga fırında veya benmari usulü eritin.
Oda sıcaklığındaki tereyağını şekerle beyazlaşıncaya kadar çırpın.
Sonra tek tek yumurtaları ekleyin. Unu ve tuzu eleyin, erimiş çikolatayı ilave edin.
Dilediğiniz bir kalıba yağladıktan sonra hazırladığımız bu karışımın yarısını bir kat dökün sonra bir kat meyveleri dizin ve kalan karışımı ekleyin.
180 derecede 30 dakika pişirin.



Çikolatalı tariflerim lezzetini Belcolade'den alıyor. Saf Belçika çikolatası. Blok çikolatadan parçalar koparmaktan anormal mutluluk duyuyorum. 2.5 kiloluk blok çikolata bana 2-3 hafta yetiyor. Pişerken ki kokusu da başdöndürücü.



Gelelim Defne'ye...
Bana göre Asya yakasında Cihangir havasındaki nadir restoranlardan. Ev yemekleri harika, özenli ve leziz.

Adresi: Ekinciler caddesi no:15 Kavacık



Bu buluşmaya ev sahipliği yapan Melahi'ye de sonsuz teşekkürler buradan...



Zeynep'in oğlu Can'ın benzetmekde haklı olduğu üzere kullandığım kalıptan mütevellit tırtıla benzeyen bu tatlıyı denemenizi tavsiye ediyorum sevgili tatlıseverler.

Daha nice tatlı duraklarında buluşmak üzere, sağlıcakla...

10 Ekim 2010 Pazar

Elmalı Yulaflı Kurabiye


Sonbaharın kokusu: Tarçın
Biliyorum soğuk hava kapımızı dan diye çaldı.

Peki hiç gökyüzüne bakıyor musunuz şu sıralar? Yağmurun arkasından aniden patlayan güneşle beraber oluşan gökkuşağını ya da rüzgarların bir kenara fırlattığı karabulutlardan fırsat bulan beyaz köpük bulutların eşsiz mavide hızla yolalışını. Gökyüzü kendini daha fazla karabulutlara teslim etmeden maviliğin tadını çıkarın. Her fırsatta başınızı göğe çevirin derim.


Sonbahar birazcık hüzünse de biraz da tarçın kokusu demek benim için. Girdiği her tarifi ısıtan enfes bir baharat. Tarif defterimi karıştırırken bulduğum bu tarif hem meyveli hem az unlu hem de tarçınlı.
Bu arada Ekim ayı Yemekname dergisine hazırladığım tatlı da baharatlı olacak. Bu ay meşhur bir Belçika bisküvi çeşidi olan Speculoose'u yaptım. Zencefilden muskata, tarçından karanfile bol baharatlı kıtır bir bisküvidir. Lotus markası altında marketlerde de bulabilirsiniz. Bu bisküviyi ister tek başına kahve ile tüketin isterseniz bir tatlının alt malzemesi yapın. Tiramisu gibi...
Yine bir pazar akşamüstü, akşam yemeği için hazırlıklara başlamadan önce, minik bir çift elin de bana yardmıyla anne kız kolları sıvadık. Kuru malzemeleri karıştırma görevine kendini fazlasıyla kaptıran miniğimin isteği kurabiyeye ayrı bir neşe kattı. ''Bana şu papalulayı verirmisin?''. Yani spatula.

Elmalı Yulaflı Kurabiye

3 orta boy elma
4 çorba kaşığı şeker
Yarım su bardağı sıvı yağ
2 yumurta
Yarım su bardağı yulaf ezmesi
Üçte bir su bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı vanilya
1 çay kaşığı toz tarçın
1 limonun suyu
Yarım su bardağı ince çekilmiş fındık


Elmaları minik minik kuşbaşı şekilde doğrayalım ve kaynamış kenara alınmış suyun içine atalım.
Bir kasede yulaf, limon suyu, un, fındık, kabartma tozu ve vanilyayı karıştıralım.
Yumurtaları çırpıp, yağ ve şekeri ilave edelim.
Unlu karışımla karıştırıp elmaları ekleyelim. Fırını 160 dereceye ayarlayalım.
Tepsiye fırın kağıdını yayalım ve bir çorba kaşı
ğının yardımıyla hazırladığımız bu karışımdan birer kaşık alıp, aralıklarla tepsiye dökelim.
Yaklaşık 25 dakika sonra, kurabiyelerin kenarları renk değiştirmeye başlayınca fırından alıp, ızgara üzerinde soğumaya bırakalım.
Dilerseniz bu tarifi armut badem çiftiyle de deneyebilirsiniz. Ben dayanamayıp bir avuç kadar da kuru üzüm attım.
Elmaya çok yakıştırırım oldum olası.



Eğlenceli bir hafta diliyorum tüm tatlıseverlere.



28 Eylül 2010 Salı

Kazanan belli oldu

İrmik hanım'ın fransız tatlılarının 50. üyesi A.Zeynep Bak oldu. Kendisine ve ailesine ister blogdan isterse benim önereceğim bir tatlıyı yapacağım. Kendisine eğer elden teslim etmeyi başarırsam fotoğraflarıyla o anı burdan sizlerle de paylaşmayı istiyorum.
İlginize sonsuz teşekkürler,
İrmik hanım,

27 Eylül 2010 Pazartesi

50.tatlısever

50. tatlısevere Türkiye'nin neresinden olursa olsun bir sepet fransız tatlısı İrmik Hanım'dan...
Evet evet yanlış okumadınız...İrmik hanım ilk süprizini yapıyor... Ellinci izleyicisine hoş bir sürpriz planlıyor. Bakalım şanslı kişi kim olacak?
Herkese sevgiler, şeker gibi geceler...

10 Ağustos 2010 Salı

Badem Kremalı ve Karamelli Şeftali Dolması

Blogda yazmanın en keyifli yanlarından birisi de uygulama yaptığım gün, tatlımdan tadanların fikirlerini alabilmek ve o notları da buraya aktarabilmek. Yine öyle oldu, ani planlanan bir akşam yemeğine can arkadaşlarımıza giderken götürdüm bu tatlıyı. Bu yeni tarifi paylaştım. Yorumları beni çok mutlu etti. Sizlerle de paylaşmayı istedim hemen.









Biliyorum aşağıdaki tarif bu sıcak günlerde uygulamak için size biraz hararetli gelecek. Ama soğutup servise hazır hale geldiğinde denediğiniz için çok memnun olacaksınız.



Ramazan ayı boyunca iftar için bir tatlı arıyorsanız ve de hafif birşeyler olsun diyorsanız yine doğru tarifi okuyorsunuz.


Benim için yaz mevsiminin en anlamlı meyvelerinden biri de şeftalidir. Tatlı olarak sunumu da bence hayli şık oldu... Hafif kremalı ve bol sulu. Şeftalinin yumuşaklığıyla başlayacak tat, yuttuğunuzda damağınızda badem lezzeti olarak iz bırakacak. Haberiniz olsun.

6 kişilik

Malzemeler:

6 iri sert şeftali

250 gram şeker

1 vanilya çubuğu


Badem Kreması

20 gram mısır nişastası

100 ml süt

1 yumurta

30 gram şeker

100 gram badem tozu

20 gram tereyağı


Karamel Sos

150 gram şeker

2 çorba kaşığı su

yarım limon suyu


Yapılışı:

Şeftalileri bütün olarak kaynayan suya atalım, 30 saniye pişirip ateşten alalım, buzlu su koyduğumuz bir kaba şeftalileri soğuk suya daldırın, bu işlemle kabuklarını daha rahat soyacaksınız. İkiye bölüp çekirdeklerini çıkaralım.

Bir tencerede 300 ml su, ikiye kesilmiş ve tohumları sıyrılmış vanilya tanecikleri ve 250 gram şekeri şurup olarak 3 dakika kaynatalım. Sonrasında şeftalileri ekleyip kısık ateşte 10 dakika pişirelim. Şurubun altını kapatalım ve bir kenara koyalım.

Kremanın yapılışı:

Bir kasede nişastayı sütle çözelim. Ufak bir tencerede yumurtayı omlet yapar gibi çırpalım ve üzerine badem tozunu, şekeri ve sütlü nişasta karışımını ekleyelim. Kısık ateşte kremalaşana kadar pişirelim. Kaynadığı anda tereyağını ekleyelim ve karıştıralım.


Karamel sosu:

Bir tencerede su ve şekeri kaynatalım. Şeker sarardığı an ateşten alıp limon suyunu ekleyelim.


Servis tabağına aldığımız ortası oyuk şeftalilerimizin içini önce badem kremasıyla dolduralım, üzerine karamel sosu döküp soğumaya bırakalım.


Dilerseniz yanında bir top vanilyalı dondurma ile servis edin.


Bereketli ama en önemlisi huzur dolu, ağız tadıyla dolu bir ay diliyorum.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Tatil kurabiyesi


Eveeeet, her şanslı insan gibi İrmik Hanım'da tatiline başladı. Tüm yıl denize ve güneşe kavuşmayı bekleyenlerden olan bendeniz kızımla bizim için bir ritüel olan İzmir Özdere sahillerine attık kendimizi nihayet. Üstelik yeni bir işe başlamanın verdiği heyecanla. Canım annem ve babam yine mutfakta harikalar yaratıyorlar bizim için. Bu rehavet ve dinginlik içinde anneme blogumu şu sıra ne kadar ihmal ettiğimi söylediğimde hemen bana bir tarif yapmayı önerdi. Bu minik kurabiyeler yurtdışında yaşadığımız dönemlerde annemin fransız bir arkadaşından öğrendiği bir tarif. Diyorum ya hep; boynuzun kulağa geçeceği zaten belliymiş. Hemen tamam dedim ve 3 nesil girdik mutfağa...Lezzeti şa-ha-ne olan bu kurabiyeleri denemenizi tavsiye ederim.




Adını günceme uyarladığım bu tarif için gerekli malzemeler:

Tatil kurabiyesi

185 gr. margarin

200 ml. krema

Alabildiği kadar un

İç malzemesi:

2 elma

Yarım çay bardağı şeker

2 fincan fındık kırığı


Annem tarife 1 tatlı kaşığı tarçın katarak oryantalleştirmiş daha doğrusu muhteşemleştirmiş bu kurabiyeleri.


Yapımı da son derece pratik.


İç malzemenin yapımı:


Elmaları bir tencereye rendeleyip şeker ile elma suyunu çekene dek kaynatalım. Soğuyunca tarçını ve fındığı ilave edelim.



Oda sıcaklığındaki margarini krema ile karıştırıp alabildiği kadar unu ekleyiniz. 4 parçaya bölüp yarım santim kalınlığında yuvarlaklar açalım elimizle. İstediğimiz büyüklükte üçgenler keserek iç malzememizi koyup saralım. 180 derecede 25 dakika kadar pişirelim, fırından çıkınca hemen pudra şekeri serpelim.


Biliyorum hep mevsiminde meyve tüketmeyi tercih ederim ama bu lezzet o kadar cazipti ki sizlerle paylaşmadan edemedim. Siz dilerseniz sadece şeker, fındık ve tarçınla da deneyebilirsiniz.






Afiyet olsun.


















Ayın hilal olduğu rüzgarlı akşamlarımızdan hepinize sevgiler...