27 Mayıs 2010 Perşembe

Clafoutis

Mardin'deydik geçen haftasonu... İki günlüğüne de olsa farklı bir Türkiye görmek için ideal bir şehir Mardin. Çok şey duymuştuk hakkında. Hepsi doğruymuş, ışık dolu, enerji dolu bir şehir. Kırlangıçlar göçten yeni dönmüşler, sabahları onların cıvıltısıyla uyanıyorsunuz. Erdoba konaklarının Mezopotamya ovasına hakim bir odasında konaklama şansımız oldu.

Gündüz uçsuz bucaksız önünüzde büyüyen ova, geceyle birlikte bir denize dönüşüyor. Hava açıksa eğer Suriye köylerinin ışıkları gemiler misali sıralanıyor ufukta. Doyumsuz bir manzaraya arapça bir türkü eşlik ediyor, yakınlarda bir yerdeki düğünden. Abbaraların altından yürüyoruz gün boyu. Mardin mutfağıyla tanışıyoruz. İlk kez kebabı dürüme sarıp yiyen Defne, Midyat'ta Süryani kilisesinin bahçesinde ip atlayan çocuklara katılıyor. Süryani liderden azınlıklara yaşatılan haksızlıkları dinliyoruz ayak üstü de olsa. Gümüşcüler sokağında dükkan dükkan geziyoruz. Gelüşke hanında yavru şahinlerin kafesinin yanında enfes bir türk kahvesi yudumluyoruz. Hasankeyf'in en tepesine yürüyüp, Dicle'ye selam ediyoruz.
Yöresel tatlıları ise oldukça farklı. Ben daha Antep'e yakın sanıyordum ama yanıldım. Şekeri çok daha az ve hafif tatlıları var. Fırsat yaratın, siz de gidin Mardin'e; unutamayacaksınız!
----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ve eve dönüş. Bir insan ailesi için akşam yemeği hazırlaması gereken bir saatte, saat 19 suları macaron yapmaya kalkışır mı? Defne'nin geçen akşamki isteğiydi ama dar zamanda yapıldığı için istenen sonuç alınamadı. En kısa zamanda tekrar deneyeceğim. Macaron sabır işidir. Cordon Blue’de öğrendiğim teknikle üstlerini çatlamadan tekrar pişirebilmenin mutluluğu ve tabiki tadı yetti. Defne'de mutlu uyudu haliyle...
Bunlar sonrasındaki denemelerimin fotoğrafları, teknikleri sıkı sıkıya uygulayınca başarmak mümkün.


Bu yazıma konu olan Clafoutis (okunuşu: klafuti) ise uzun zamandır sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir tatlı. Vişnenin dayanılmaz lezzetine doyacağınız bir kek klafuti. Fransa'nın ortasında yer alan Limousine bölgesinde geleneksel olarak aslında vişnenin çekirdekleri çıkarılmadan pişirilir ama ben gibi çocuklar açısından tehlike içeriyor diyorsanız lütfen çekirdeklerini çıkarınız. Çekirdekleri çıkarmama nedenleri ise meyvenin pişerken daha fazla su kaybetmesini önlemek. Bu arada ben yine tembellik edip dondurulmuşu tercih ettim.

Diğer tariflerimle karşılaştırdığımızda daha az yağlı ve daha az şekerli ve son derece pratik bir tatlı bu. Vişne yerine mürdüm eriği, kiraz, elma, armut, şeftali, kayısı ile de deneyebilirsiniz.


8 kişilik
Malzemeler:
500 gr. vişne
100 gr. tereyağı oda sıcaklığında
100 gr. un
100 gr. şeker
500 ml. süt
1 paket şekerli vanilya
2 yumurta + 2 yumurtanın sarısı

Yapılışı:
Fırını 210 dereceye ayarlayın.
Sütü kaynatın ve vanilyayı içine ekleyin, kenara alın
Terayağını iri parçalara bölün, şekeri ekleyin ve 6 dakika kadar iyice beyazlaşıncaya kadar çırpın.
Sonra teker teker yumurtaları ve sarıları, unu, ılımış sütü ilave edin.



26 cm.lik tart kalıbını iyice yağlayın ve şekerle kaplayın.

Kalıbın en altına vişneleri dizin, sonra hazırladığımız kremayla yavaşça vişneleri kaplayın.
30 dakika fırınlayın. Pişirirken dikkat edilecek husus tatlıyı fırından çıkartırken kalıbı sallayın, eğer çok sıvıysa 10-15 dakika kadar tekrar fırınlayın. Üstten ısıtmayı kullanmayın ki üstü yanmasın.















Çay saati için harika bir tat daha.

Afiyet olsun tatlıseverler...




18 Mayıs 2010 Salı

Yoğurtlu ve yeşil limonlu kek

Yeşil limonu hep soğuk yaz gecelerinde kokteylleri şenlendiren bir meyve olarak biliyordum. Elimden düşmeyen meyveli tatlı kitabımda yeşil limonla yapılan bu tarifi bulunca hemen kuzenim Tuba ve teyzem için denemeye karar verdim. Böyle hafif ve lezzetli kekleri severler diye düşündüm. Yeşil limonu kestiğiniz anda burnunuza son derece farklı bir koku geliyor, çok limonumsu ama sanki daha baharatlı. Enfes bir koku, tarifsiz...Büyük marketlerde bulabilirsiniz. Yoğurt olarakda probiyotik yoğurtlardan kullanıyorsunuz. Aralarda çikolata notaları var. Üstelik bu tarifte hiç yağ yok, tam bir hafiflik şöleni. Yumuşacık ve köpüksü...

Fransızlar da bu tarife Délicieux adını vermişler. Yani lezzetli...

YOĞURTLU VE YEŞİL LİMONLU KEK

Malzemeler:
2 yeşil limonun suyu, birinin rendesi
2 kutu probiyotik yoğurt
4 yumurta
1 tutam tuz
150 gram şeker
1 paket şekerli vanilya
75 gram un
75 gram nişasta
Yarım paket kabartma tozu
50 gram damla çikolata

Fransızlar kek yaparken yumurtanın sarılarına ve aklarına ayrı ayrı işlemler uyguladıktan sonunda birleştirerek, kekin hem daha yumuşak hem de daha kabarık olmasını sağlıyorlar.
Bu tarifte de öyle, ama öncelikle bir kasede limon suyu, kabuğu ve yoğurtları karıştıralım.
4 yumurtanın akı ile sarısını ayıralım. Sarıları yoğurt, şekerin 100 gramı, vanilyaya karıştıralım ve mikserde beyazlaşıncaya kadar yaklaşık 6 dakika çırpalım.
Bir başka kasede un, nişasta, kabartma tozunu karıştıralım.
Sarıların olduğu karışıma eleyelim ve nazikçe karıştıralım.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım.
Sıra geldi aklara. Bir tutam tuzla kar gibi çırpalım. Sonra kalan 50 gram şekerle iyice sert form alana kadar biraz daha çırpalım. Sarılara ekleyelim. Yine çok nazikçe birbirine karıştıralım.


Damla çikolataları ekleyelim.


Kalıbımızı yağlayıp, unlayalım. Karışımı döküp 30 dakika kadar pişirelim. Fırından alınca 10 dakika kadar dinlendirip ondan sonra kalıptan çıkarın ve ılık servis edin.


14 Mayıs 2010 Cuma

Vişneli Gateau Basque

Herşey kendini doğunun uzağına attığında şekillenmişti genç kadının aklında. Singapur'da şipildek terlikler ayağında, sırt çantası sırtında tek başına kafa toplamaya diye çıkmıştı yola. Tek başına da varolabileceğini kanıtlamak istiyordu herkese. Büyük gökdelenlerin arasında Singapur nehrinin üzerinde kurulu Cavenagh köprüsünün yanında, ağaç gölgesinde bir bankta soluklanırken, hayal gibi, rüya gibi, bir çift takılmıştı gözüne. Gerçek bir gelin ve gerçek bir damat bu ünlü köprünün başında durmuş, birbirlerinin gözüne aşkla bakıyor, elleriyle kollarıyla birbirlerini sarıp sarmalıyorlardı. Gelin harikaydı, sade ve alımlı, bol makyajlı bir yerli, damat ise muhtemelen Avrupalı sarışın ve son derece yakışıklı. Mükemmel çift bu olsa gerek diye düşündü kendi kendine. Uzun uzun izledi onları, çevredeki tüm meraklı bakışlarla beraber. Üzerlerinde sanki başka tür bir ışık vardı. Derken bir kıyamet koptu. Çiftin üstüne doğru iki üç kişi hızla yaklaşarak onlarla ilgilenmeye başladı. Bir kadın gelinin makyajını tazeliyor, bir diğeri damadın papyonunu düzeltiyordu. Oturduğu banktan kalkan genç kadın bir kaç adım öne çıktığında ancak olayın farkına vardı. Bu bir katalog çekimiydi. Gerçek aşkla baktığını sandığı gözler sadece ve sadece rol yapıyordu. Sadece aşıkmış gibi yapıyorlardı. Tıpkı senelerdir kendisine yapıldığı gibi.
İki gün sonra, son 3 yıldır yaşadığı İstanbul'a döndü. Artık herşey daha netti. Kararını vermişti. Bu yalana bir son verecekti. Tüm evi dört günde toparladı. Vaktiyle aşık olduğu adamın peşinden sürüklenip geldiği şehre veda vakti gelmişti. Boyacıköy'ün arnavut kaldırımlı yokuşundan tangır tungur sürükleyerek çektiği bavulunu sahile kadar azimle indirdi. Parlak bir gündü. Evde kalan son ekmek kırıntılarını koyduğu poşeti diğer elinde, denizin kıyısına geldi. Tüm ekmekleri büyük bir hırsla boğaza savurdu. Çok sevdiği martıları son bir kez daha doyurmak için. Değil martı denizin dahi olmadığı ana ocağına dönerken genç kadın, arkasında koca bir aşk hikayesinin bıraktığı kırgınlıkla, ilk taksiye el edip havaalanının yolunu tuttu. Yeni bir başlangıç onu bekliyordu.
--------------------------------------------------------------
Günler günleri kovaladı, Defnecik son iki haftada iki kez hastalandı. Evimiz misafirlerle şenlendi. Sevgili Simay'ın yapmam için seçtiği bu tarifi yapmaya da ancak bugün fırsatım oldu.
Gateau Basque, Cordon Blue'de öğrendiğimden farklı olarak meyve ile neşeleniyor bu tarifte. Tam bahara layık. Fransa'nın Basque bölgesi tatlıları ile meşhurdur. Fransızca gato, kek demek. Bu da en klasik lezzetlerinden. Ve yaklaşık 12 dilim çıkıyor. Ağzınızda kremayla ıslanmış yumuşacık kekin mayhoş vişne ile vanilya kokan uyumunu tatmak isterseniz kolları sıvayınız, önlükleri takınız...

VİŞNELİ GATEAU BASQUE (GATO BASK)

Malzemeler:
250gr. dondurulmuş vişne

Hamuru için
200gr. tereyağı
200gr. un
70gr. badem tozu
yarım paket kabartma tozu
1 tutam tuz
3 yumurta
240gr. şeker
1 paket şekerli vanilya

Tereyağını önceden dolaptan çıkarıp yumuşatalım.
Bir kasede unu, badem tozunu, vanilya, tuz ve kabartma tozunu karıştıralım.
Önceden dolaptan çıkardığımız yumurtaları şekerle 6 dakika çırpalım, beyazlaşıncaya kadar.
Sonra unlu karışımı ve tereyağını ekleyelim ve homojen bir hamur elde edene kadar karıştıralım.
15 dakika kadar dinelendirelim. Bu sırada kremayı hazırlayalım.

Pastacı Kreması:
250ml süt
2 yumurta sarısı
75gr. şeker
40gr.un

Sütü kaynatalım.
Yumurta sarılarını şekerle yine beyazlaşıncaya kadar 6 dakika çırpalım.
Unu ekleyelim.
Sütü ilave edelim.
Karılımı tekrar tencereye alalım ve 2 dakika kadar pişirelim. Kaynadığı anda ateşten alalım.
Ilınınca krema poşetine koyalım.


Fırını 180 dereceye ayarlayalım.
Dizilimi:
24 cm.lik kelepçeli kalbı iyce yağlayıp unlayalım.
Hamurun yarısını kalıba yayalım.
Üzerine 250 gr. dondurulmuş vişneleri serelim.
Üstüne pastacı kremasını poşetle sıkalım ve bir kaşık yardımı ile yayalım.
En üste hamurun diğer yarısını ekleyelim. Koyu kıvamdan endişe duymayın, kaşık arkasıyla yayabildiğiniz kadar yayın. Fırına girince hamurun içindeki yağ hemen eridiğinden vişne ve krema anında kaplanacaktır.


40 dakika alt-üst programda pişirin.
Üzerine pudra şekeri serpin ve ılık servis edin.



Afiyetler...

4 Mayıs 2010 Salı

Havuçlu Kek

İtalya'da Venedik'in kenar mahallelerinden birinde, bir cafe-barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterileden biri, barmene ''due caffee, uno sospeso'' (iki kahve, biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmende duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da ''trio caffee, uno sospeso'' (üç kahve, biri askıda) dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Barmen ''askı''ya yine küçük bir kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene ''uno caffee sospeso'' (askıdan bir kahve) dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmen ise duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, yırtıp çöp kutusuna attı.


Askıda Atölye projesi kapsamında Santral İstanbul'un broşüründe dikkatimi çeken bu hikayeyi paylaşmak istedim sizinle.

Çevremizde çoğu zaman görmezden geldiğimiz, yoksul insanlara yardımın bundan hoş bir metodu olamaz diye düşünüyorum. Keşke her alanda aynı tip yardımlarla onlara katkıda bulunabilsek.


Şimdi havuç ayları...Mayıs,Haziran, Temmuz aylarında yılın en güzel havuçlarını yiyeceğiz. Barbunyamıza koyacağız, salatasını yapacağız. Hadi gelin bu A ve C vitamini yönünden zengin lif kaynağı ile fransız mutfağında gelenekselleşmiş bir kek yapalım. Çocuklar için de sevilen bir tarif olabilir.



Havuçlu Kek

115 gram tereyağı (1 yemek kaşığı kadar fındık yağı da eklenebilir)

250 gram şeker

1 tutam tuz

5 büyük yumurta

225 gram soyulmuş kavrulmuş badem

90 gram un

50 gram ince rendelenmiş havuç


Fırınımızı 160 dereceye ayarlayalım.

23cm çapında iki çemberi yağlayalım. Fırın tepsimize yağlı kağıt serelim ve iki çemberi tepsiye yerleştirelim. Kağıdı da hafifçe yağlayalım.

Oda sıcaklığında tereyağını şekeri tuzu mikserde iyice çırpalım.

Bademi fırında kokusu çıkıncaya kadar kavuralım.



Bence yeryüzünde bu kokudan daha güzeli yok. Tüm evi sarar badem kokusu, koyduğunuz tatlıya da apayrı bir lezzet verir. Fırından alınca öğütücüden geçirelim ama fazla pudra gibi olmasın. Unla karıştıralım.

Yurmurtaları iyice köpürünceye kadar çırpalım.. Unlu bademi, yağlı karışımı, havucu nazikçe karıştıralım. Ben bu basamakta oryantal içgüdülerime karşı koyamadım ve iki tutam tarçını ekleyiverdim...

Çemberlere paylaştıralım. Kürdan ortasına batırıldığında temiz olarak çıkınca pişmiş demektir. Yaklaşık 40 dakika.



Dekoru için ben, evde hazırladığım fondanı mikrodalgada eriterek fırça ile sürüp bol pudra şekeri ile süsledim. Kekin ortasına da julyen tabir edilen şekilde yani dikine kesitler aldığım havuçtan koydum. Ilık olarak servis etmenizi öneririm.

Şimdi nerden bulucam ben çember kalıbı diyenler, evdeki herhangi bir kalıpla da deneyebilirler tabiki.

O anlamda bu tarifin bir güzel yanı, klasik keklerdeki yüksekliğin olmaması, aynı malzeme ile iki kekin birarada yapılabilmesi. Böylece birini ev halkıyla, diğerini arkadaşlarınız, komşularınız veya akrabalarınızla paylaşabilirsiniz. Hem de porsiyonunuzu yarıya indirmiş olursunuz. Kimbilir belki de ''askıda pasta'' fikriyle kekinizi çevrede yaşayan yoksul bir aile ile paylaşırsınız. Her haliyle ''paylaşmak güzeldir'' öyle değil mi?



Tüm insanlığa ağız tadı diliyorum.













16 Nisan 2010 Cuma

Langue de chat (Lang-dö-şa)

Bahar miskinliğime kızımın tüm hafta evde olmasıda eklenince tarifim de haliyle gecikti. Bu sefer 23 Nisan şerefine miniklerinde severek yiyeceğini düşündüğüm bir fransız klasiğinin daha tarifini paylaşmak istiyorum sizlerle. Türk tatlıseverler de bu tatlıyı aslında yakından tanırlar ama daha ziyade pastaneden alınan bir kuru pasta çeşidi olarak. Oysa ki evde yapmak çok kolay.
Langue de chat (pastanelerde adı landüşe diye geçer) şekli itibarıyla kedi diline benzediği için adınıda ordan alan bir fransız bisküvisidir. Tiramisu, şarlot gibi tatlıların yapımında kullanılan ve marketlerde hazır paketlerde satılan bildiğimiz kedi dilinden farkı yağ içermesi ve yumurtanın sarısınında kullanılmasıdır. Bir başka tarifte bu tip kedidili kullanarak bir tatlı yaparsam belki farkı daha iyi anlatabilirim. Bu bisküvide tıpkı daha önce verdiğim diğer tarifler gibi çayın yanına veya kalabalık misafire yapmak için çok ideal. Tam bir atıştırmalık tatlı. İlk olarak 17.yüzyıl Avrupa’sında üretilmiştir. İtalya ve Almanya'da da çok popüler. Yapımında dikkat edilmesi gereken husus fırın tepsisine krema poşeti ile sıkarken ne çok kalın nede çok ince olmamalıdır.

İnce olursa hemen yanma riski var, kalın olursa diğer tip kedidiline benzer yani fazla büyük olabilir. 15 dakika içinde pişer. Kenarları hafif renk almaya başlayınca pişmiş demektir. Şimdiye kadar denemediyseniz şimdi tam sırası. Ağzınızda eriyen kenarları kıtır içi yumuşacık bir tat için haydi mutfağa...


Landüşe

Gerekli malzemeler:

4 çorba kaşığı tereyağı, margarin tercih etmeyin lütfen.

Yarım çay bardağı toz şeker

2 yumurta

1 su bardağı un

1 çay kaşığı vanilya

1 çay bardağı kadar marmelat ve/veya yarım çay bardağı eritilmiş çikolata.

İsteğe bağlı olarak yarım su bardağı hindistan cevizi


Yapılışı:

Oda sıcaklığında tereyağını ve şekeri mikserde iyice kabarıncaya kadar çırpın.

Yumurta, un ve vanilyayı ilave edin. Karışımı krema poşetine doldurarak belli aralıklarla parmak boyunda uzunlamasına veya yuvarlak şekilde fırın kağıdıyla kaplanmış fırın tepsisine sıkın. Eğer hindistan cevizi seviyorsanız bu adımda landüşelerin üzerine bolca hindistan cevizi dökebilirsiniz.

160 derecede 15 dakika kadar pişirin. Fırından çıkınca soğuması için bisküvi fırın ızgarasının üstüne alın.

Zevke göre içine marmelat veya erimiş çikolata sürüp bir diğer bisküvi ile sandviç yaparak servis edin.

Dilerseniz şık bir sunum için bisküvinin bir kenarını çikolataya batırabilirsiniz.

Yemesi son derece keyifli olan bu bisküvileri çocuklarla mutfakta hoş vakit geçirmek üzere hazırlayabilirsiniz.

Bu vesile ile tüm çocukların bayramını kutluyorum. Keşke hep çocuk kalabilsek. Onlar kadar masum ve zararsız olabilsek.

Bu hafta, büyüdükçe kirlenen ruhlarımızı biraz da olsa aklayalım minik ellerle vakit geçirerek. Ne dersiniz?







6 Nisan 2010 Salı

Tuiles Aux Amandes (tuil-oz-amand)

Pırıl pırıl bir bahar günü... İstanbul neşelendi. İnsanlar kendini lale bahçelerine, boğaza, ormana, otoyol kenarlarındaki çayırlara, sokaklara attı. Radyomda yine en sevdiğim klasikler eşliğinde bende bir fransız klasiği için kolları sıvadım. Tuiles Aux Amandes. Ben Türkçe'ye Badem Yaprakları şeklinde uyarladım...
Türk tatlılarında bolca kullanılan fındığın ve cevizin yerini Fransız mutfağında badem alır.
Tatlıdan tuzluya pek çok tarifte kullanılan bu yemiş, E vitamini kaynağı olmasının yanısıra güçlü bir antioksidandır. Sağlığımız için faydalı olan yağları ve en önemlisi Omega 3 içerir.
Yapımı bu oldukça kolay tarif çay saatinizi ziyafete dönüştürecek.



Malzemeler
200 gr. file badem
30 gr.un
3 yumurtanın akı/yaklaşık 110 gram
185 gr. şeker
40 gr. erimiş tereyağı

Yapılışı:

Yumurta aklarını bir kasede nazikçe karıştıralım ve şekeri ekleyelim. Birkaç etapta unu ve bademleri ekleyelim. En son erimiş tereyağını da katarak homojen bir karışım elde edelim.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım.
Hazırlanan karışımdan fırın kağıdı veya pişirme silikonu ile kaplanmış fırın tepsisine bir tatlı kaşığı kadar alarak aralıklarla dökelim ve kaşığın sırtıyla hamuru iyice düzleyelim. Aksi takdirde yaprakların ortası iyi pişmeyecektir. Fırının alttan ikinci seviyesinde sık sık kontrol ederek yaklaşık 15 dakika pişirelim. İnce bir hamur olduğundan fırın gücüne bağlı olarak farklı zamanlarda pişebilir. Dikkat edelim.
Kontrol için fırın kapağını açmamız yaprakları etkilemeyecektir. Korkmayın.
Kenarları doreleşmeye başladığında pişmiş demektir. Eğer daha kıtır formda pişsin isterseniz biraz daha uzun pişirin ama fırının başından asla ayrılmayın.
Fırından alınca mümkün olan en kısa süre içinde yaprakları bir spatül aracılığı ile tepsiden alıp bir oklava ya da şişenin üzerine yerleştirip orda soğumasını bekleyin. Bu yapraklara oval bir form verecektir. Bu şekilde orjinal ve şık bir sunum elde edersiniz.
Bademin hoş kokusu eşliğinde keyifle yiyin.
Lütfen kendinizi her fırsatta dışarı atın. Sıcak günler bastırmadan şehrinizin tadını çıkarın. Biz de ilk fırsatta çadır kurmaya gideceğiz ailece. Doğanın uyanışına tanık olmak için. Derin derin nefes alıp, yaşıyorum demek için. Bir suyun aksinde kendimizle barışmak, gönlümüzü serinletmek için. Sırf yola çıkmak ve yıldızlara daha yakın olmak için.


29 Mart 2010 Pazartesi

Fransız Usulü Kurabiye




Tarifimin adı neden Fransız Kurabiyesi değil de Fransız Usulü Kurabiye. Çünkü bu tip kurabiyelerin aslı amerikan mutfağından geliyor. Fransızlar içerikteki ince değişikliklerle klasik kurabiye tarifine bir başkalaşım getiriyor.

Tattaki mükemmelliği malzemeleri çeşitlendirerek veya malzemelere farklı formlar kazandırarak sağlıyorlar. Mesela Fransa'da unun karakteristiğine ve kullanım alanlarına göre altı tipi bulunmaktadır. Yani pizza ile pastaya aynı un kullanılmaz. Bu bilinç bizim mutfağımızda da yavaş yavaş gelişiyor. Ama bakkallarda altı tip un bulmamıza daha çok var sanırım. Market yerine mahalle bakkalına gidenlerdenim. Bu notta bilgilerinize. Bundan başka mesela tıpkı bu tarifimdeki gibi bütün kavrulmuş fındık yerine, fındığı şekerle karamelize ederek kullanabilirler. Farkı yaratanda bence bu küçük detaylardır. Şef Philippe Conticini’nin bu tarifini denemek üzere kolları sıvadım. Şef beni yine yanıltmadı. Bu lezzeti siz de mutlaka denemelisiniz...


Malzemeler:

60 gram fındık

60 gram ceviz

275 gram tereyağı

220 gram esmer şeker

5o gram toz şeker

4 küçük boy yumurta

1 çubuk vanilya

2 tutam tuz

445 gram normal un

20 gram tam buğday unu

1 çay kaşığı kabartma tozu

250 gram damla çikolata


Karamelizasyon için: 20 ml su ve 80 ml şekeri tercihen bakır bir tencerede (bakır ısıyı daha eşit yayar) hafiften kaynatalım. Fındıkları ekleyelim. Tahta kaşıkla yanmasını engellemek için sürekli karıştırarak 5 dakika kadar kavuralım. Karamelleşme başlayınca ateşten alalım ve hemen teflon bir tavada soğutalım.

Hamuru için;

Mikserin düz çırpıcı ucunu takalım. 2 saat önceden buzdolabından çıkarılmış tereyağını şekerlerle düşük hızda karıştıralım. İki seferde yumurtaları ekleyelim. Sonra tüm kuru malzemeleri ilave edelim. İkiye bölünmüş ve kazınmış vanilya taneciklerini (çubuk vanilya yerine toz vanilyada kullanabilirsiniz), tuzu, kabartma tozunu, unları ekleyelim. Hızlıca karıştıralım, bir bezin arasında merdane ile döverek iri iri parçaladığımız fındık ve cevizi, son olarak da çikolata parçacıklarını ekleyelim.













Ben Kahve Dünya’sından aldığım kırıntı çikolatayı denedim. Daha hafif çikolata aroması isteyenler yarısını sütlü çikolata kullanarak yapabilirler.

Hamura 3-4 cm eninde iri bir dikdörtgen formu verip streç filme saralım ve 2 saat buzdolabında bekletelim.


Hamur iyice sertleşince fırın kağıdı serilmiş tepsiyi hazırlayalım ve fırını 180 dereceye ayarlıyalım. Hamurdan istediğimiz boyda parçalar kopararak unlu elimizin ayasında form verip, tepsiye aralıklarla dizelim. Kurabiyelerin büyüklüğüne göre yaklaşık 14 ila 16 dakika da hazır olacaklardır.

Oda sıcaklığında yiyin ve tüm dertlerinizi unutun...




23 Mart 2010 Salı

Çikolatalı Florentines

Genç adam yeni bindiği otobüsün içinde kendine bir yer bulmaya çalışıyordu. Taksim'e az kalmıştı, gün sıcaktı. Arkalara doğru ilerlerken, otobüs direklerinden birine tutunmuş giden siyah saçlı kızı farketti. Kız camdan dışarı bakıyordu. Işıl ışıl, dümdüz simsiyah saçları vardı. Bir tutam saç diyip geçmeyin. Genç adam orda kilitli kaldı. Ne kadar kilitli kaldı bilemeden, yüzünü bir türlü göremediği genç kız, bir anda duran otobüsten inmek için kapıya doğru ilerledi. İnmesine daha dört durak olan adamda peşinden, hiç düşünmeden. Siyah saçlı orta boylu genç kız önde, uzun boylu yakışıklı genç adam arkada ilerlediler yolda. Daldılar İstiklal caddesinin kalabalığına. Genç kız para çekmek için bir ATMde durduğunda genç adam ''işte şimdi tam zamanı'' diye düşündü. Kart bilgilerini giren genç kızın arkasından olanca dikkatiyle kızın adını okumak için çabalıyordu ekrandan genç adam. Gördü de. İşlemini tamamlayan genç kız yüzünü kendisine ilk döndüğü anda da ''Afedersiniz Necla hanım'' dedi. Genç kız daha önce karşılaşsa kesinlikle unutamayacağı bu hoş adama merhaba demek için tereddüt etti, afalladı. Genç adam yaptığı oyunu ve son 25 dakikayı özetledi tüm dürüstlüğüyle. ''Tüm isteğim sizinle bir kahve içmek'' dedi. Anlatılanlardan etkilenen ve belli etmese de çok hoşlanan genç kız, yetişmek durumunda olduğu italyanca kursundan bahsetti nazik ve güzel sesiyle, ama çıkış saatinde İtalyan Kültür'ün önünde buluşabileceklerini söyledi. Genç adam geçen 2 saat boyunca, bir kere bile ''ben burda ne yapıyorum'' demeden, yapacağı herşeyi erteledi ve o sıcak günün akşamüstünde bu iki genç insan ertesi günü ve daha ertesi günü bir fincan kahvenin çevresinde aşık oldular birbirlerine. Koyu siyah saçların peşinde büyülü bir yürüyüş ile başlayan bu aşk bugün hala aramızda ve ne şanslıyım ki onlarda benim dostlarım. Bu tatlım da onlar için olsun.


Şimdilerde marketlerin kuruyemiş reyonlarında daha fazla meyve şekerlemesi görüyoruz. Kivi, ananas, muz, mango, kiraz... Sizinle bu meyvelerin ve bademin başrollerini oynadığı bir çay-kahve yanı tatlısı olan Florentines (fılorentin diye okunur) tarifini paylaşacağım. Sonunda da erimiş çikolataya bandırırak daha da lezzetlendiriyoruz tatlımızı. İçerdiği yulaf ezmesi bakımından da daha sağlıklı...



FLORENTİNES

Malzemeler:
50 gr. bal
70 gr. tereyağı
150 gr. şeker
150 gr. krema
100 gr. soyulmuş çiğ badem
100 gr. şekerleme meyve
50 gr. kuru üzüm
2 yemek kaşığı çamfıstığı
50 gr. un
100 gr. sade yulaf ezmesi
50 gr. çikolata

Yapılışı:
Ufak bir tencerede bal, şeker, tereyağı, kremayı karıştırın ve kaynatın. 5 dakika orta ateşte tahta kaşıkla karıştırarak pişirmeye devam edin. Sonra ateşten alın ve tüm meyveleri, yulafı, unu ekleyin ve karışımın soğumaya bırakın.
Fırınınızı 180 dereceye ayarlayın.
Tartolet kalıplarına karışımı kaşıkla koyun ve üzerini düzleyin. Tartolet kalıbınız yoksa, fırın kağıdı ile kaplanmış tepsiye kaşıkla da dilediğiniz boyda dökebilirsiniz.
Yaklaşık 10 dakika fırınlayın, ılınınca kalıptan çıkarın.
Dilediğiniz bir çeşit çikolatanın -sütlü veya bitter, 50 gramını benmari usulü veya mikrodalgada eritin ve bir fırça yardımı ile soğumuş florentinlerin alt tarafına sürün. Sizde benim gibi çocuklarla pişirmeyi sevenlerdenseniz, lütfen fırçayı çocuğunuza verin...
Afiyetle yiyin.

18 Mart 2010 Perşembe

Elmalı Crumble

Genç bir kadın. Otuzlarında. Uzun soluklu, kötü bir ilişkiden yeni kurtulmuş, atmış kendini Ege'nin kollarına. Bodrum'da 3.sınıf bir turist oteline yerleşmiş kız arkadaşlarıyla on gün için. Hava sıcak, hiç alışık değil yaşadığı yerlerde böylesine neme. Ama mutlu, yeniden özgür olmanın tadını çıkartıyor. Dönmelerine iki gün kala, otelde yakışıklı bir erkek dikkatini çekiyor. Aynı gece tanışıp sohbet ediyorlar gece boyu. Ertesi akşam otelde son gece ve kadın adamdan çok hoşlandığını farkediyor. Adam kadını akşam yemeğine davet ediyor, kadın kabul ediyor hiç şüphesiz. Enfes bir akşam geçiriyorlar birlikte. Adam kadını uyumak için odasına çağırıyor. Uyumak, koyun koyuna sadece uyumak için. Kadın önce endişeyle sonra umarsızca kabul ediyor bu teklifi. Adam ertesi gün ayrılacaklarını bilmesine rağmen, gerçekten derin bir uyku çekiyor bu güzel kadının kollarında. Ertesi gün ayrılırken kadın telefon numarasını yazıyor ufak bir fişin arkasına ve ne olduğunu bile anlamadan kendini evinde buluyor. Budapeşte'de yağmurlu bir gün. Kadın adamı daha düşünmeye fırsat bulamadan ilk telefon geliyor. ''nasılsın, sağsalim vardın mı'' diye soruyor adam. Ve kadın O anda anlıyor adama aşık olduğunu...
Haberleşmeye devam ediyorlar bir süre. En sonunda adamdan teklif geliyor buraya gel benimle yaşa... Kadın bir saniye bile düşünmeden kapatıyor evini, vazgeçiyor polislikten, ve gidiyor ailesini karşısında ama herşeyi arkasında bırakarak...
Yeni evi artık Basel'dir. Tek tutkusu futbol olan ama bambaşka bir işte çalışan Sicilyalı bu genç adamla bambaşka bir hayata ''merhaba'' der.
Bodrum bu aşka ev sahipliği yapmıştır. Ortak bir dili bile olmayan iki genç insan, kendini doğru dürüst ifade edemese de aşık olmuştur en basit haliyle. Kadın yine hiç bilmediği bir dilin hükmünün geçtiği yeni bir ülkede, İsviçre'de, sıfırdan varolmayı başarmış, kendine bulduğu geçici işlerde yorulmuş ama yine de her gece mutlu koymuştur yastığa başını. Bu kadınla ben Basel'deyken gittiğim almanca kursunda tanıştım. Güzel Rita'dan çok şey öğrendim. Bu tarifi ona armağan ediyorum... Okuyabilseydi ne kadar sevinirdi kim bilir! Yumuşacık pişmiş elmalar onun, üzerini kaplayan kıtır hamurda Alessandro'nun olsun. Onlar da harika bir çift çünkü...


ELMALI CRUMBLE

Fransızlar dahi bu crumble (kırambıl diye okunur) kelimesini kendi dillerine adapte etmekte zorlanmış ve orjinal adını kullanmışlardır tariflerinde. Türkçeye hamur kırıntısı şeklinde çevirmek en doğrusu olacak sanırım.
Crumble, tart ile zıt anlamlı bir tatlıdır. Tartta hamur kalıba yayılır, üstüne meyveler dizilir. Crumble'da ise meyveler altta hamur üsttedir. Hamur daha kıtırdır. Tart gibi yumuşak değildir.

6 kişi için

Malzemeler:
6 adet elma (fırın kabınızın büyüklüğüne göre daha az da olabilir)
100 gram tereyağı
8o gram un
80 gram esmer şeker
2 tatlı kaşığı şekerli vanilya
30 gram yulaf ezmesi
40 gram badem tozu

Yapılışı:
Önce hamuru hazırlayalım. Tereyağını küp küp keselim ve biraz yumuşayınca çatalla iyice ezelim. Üstüne unu, yulafı, şekeri, badem tozunu ve vanilyayı ekleyelim ve iyice karıştıralım. Parmak uçlarımızla iri bir yuvarlak olana kadar yoğuralım ve 20 dakika buzdolabında dinlendirelim.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım.

Bu sırada elmaları soyalım, çekirdeklerini çıkarıp minik minik keselim. Fırın kabımızın en altına elmaları dizelim. Üzerini ufak ufak parçalar halinde kıtır hamurla kaplayalım. 30 dakika pişirelim.
Crumble üzeri altın rengi olduğunda ve yanlarından elmaların sularının çıktığını gördüğünüzde pişmiş demektir.


En mükemmel servisi ılık iken bir top vanilyalı dondurma eşliğindedir. Kardeşime de tattırma fırsatı bulduğum bu tatlı haftasonumuzu neşelendirecek...


İyi haftasonları hepinize...