10 Ekim 2010 Pazar

Elmalı Yulaflı Kurabiye


Sonbaharın kokusu: Tarçın
Biliyorum soğuk hava kapımızı dan diye çaldı.

Peki hiç gökyüzüne bakıyor musunuz şu sıralar? Yağmurun arkasından aniden patlayan güneşle beraber oluşan gökkuşağını ya da rüzgarların bir kenara fırlattığı karabulutlardan fırsat bulan beyaz köpük bulutların eşsiz mavide hızla yolalışını. Gökyüzü kendini daha fazla karabulutlara teslim etmeden maviliğin tadını çıkarın. Her fırsatta başınızı göğe çevirin derim.


Sonbahar birazcık hüzünse de biraz da tarçın kokusu demek benim için. Girdiği her tarifi ısıtan enfes bir baharat. Tarif defterimi karıştırırken bulduğum bu tarif hem meyveli hem az unlu hem de tarçınlı.
Bu arada Ekim ayı Yemekname dergisine hazırladığım tatlı da baharatlı olacak. Bu ay meşhur bir Belçika bisküvi çeşidi olan Speculoose'u yaptım. Zencefilden muskata, tarçından karanfile bol baharatlı kıtır bir bisküvidir. Lotus markası altında marketlerde de bulabilirsiniz. Bu bisküviyi ister tek başına kahve ile tüketin isterseniz bir tatlının alt malzemesi yapın. Tiramisu gibi...
Yine bir pazar akşamüstü, akşam yemeği için hazırlıklara başlamadan önce, minik bir çift elin de bana yardmıyla anne kız kolları sıvadık. Kuru malzemeleri karıştırma görevine kendini fazlasıyla kaptıran miniğimin isteği kurabiyeye ayrı bir neşe kattı. ''Bana şu papalulayı verirmisin?''. Yani spatula.

Elmalı Yulaflı Kurabiye

3 orta boy elma
4 çorba kaşığı şeker
Yarım su bardağı sıvı yağ
2 yumurta
Yarım su bardağı yulaf ezmesi
Üçte bir su bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı vanilya
1 çay kaşığı toz tarçın
1 limonun suyu
Yarım su bardağı ince çekilmiş fındık


Elmaları minik minik kuşbaşı şekilde doğrayalım ve kaynamış kenara alınmış suyun içine atalım.
Bir kasede yulaf, limon suyu, un, fındık, kabartma tozu ve vanilyayı karıştıralım.
Yumurtaları çırpıp, yağ ve şekeri ilave edelim.
Unlu karışımla karıştırıp elmaları ekleyelim. Fırını 160 dereceye ayarlayalım.
Tepsiye fırın kağıdını yayalım ve bir çorba kaşı
ğının yardımıyla hazırladığımız bu karışımdan birer kaşık alıp, aralıklarla tepsiye dökelim.
Yaklaşık 25 dakika sonra, kurabiyelerin kenarları renk değiştirmeye başlayınca fırından alıp, ızgara üzerinde soğumaya bırakalım.
Dilerseniz bu tarifi armut badem çiftiyle de deneyebilirsiniz. Ben dayanamayıp bir avuç kadar da kuru üzüm attım.
Elmaya çok yakıştırırım oldum olası.



Eğlenceli bir hafta diliyorum tüm tatlıseverlere.



28 Eylül 2010 Salı

Kazanan belli oldu

İrmik hanım'ın fransız tatlılarının 50. üyesi A.Zeynep Bak oldu. Kendisine ve ailesine ister blogdan isterse benim önereceğim bir tatlıyı yapacağım. Kendisine eğer elden teslim etmeyi başarırsam fotoğraflarıyla o anı burdan sizlerle de paylaşmayı istiyorum.
İlginize sonsuz teşekkürler,
İrmik hanım,

27 Eylül 2010 Pazartesi

50.tatlısever

50. tatlısevere Türkiye'nin neresinden olursa olsun bir sepet fransız tatlısı İrmik Hanım'dan...
Evet evet yanlış okumadınız...İrmik hanım ilk süprizini yapıyor... Ellinci izleyicisine hoş bir sürpriz planlıyor. Bakalım şanslı kişi kim olacak?
Herkese sevgiler, şeker gibi geceler...

10 Ağustos 2010 Salı

Badem Kremalı ve Karamelli Şeftali Dolması

Blogda yazmanın en keyifli yanlarından birisi de uygulama yaptığım gün, tatlımdan tadanların fikirlerini alabilmek ve o notları da buraya aktarabilmek. Yine öyle oldu, ani planlanan bir akşam yemeğine can arkadaşlarımıza giderken götürdüm bu tatlıyı. Bu yeni tarifi paylaştım. Yorumları beni çok mutlu etti. Sizlerle de paylaşmayı istedim hemen.









Biliyorum aşağıdaki tarif bu sıcak günlerde uygulamak için size biraz hararetli gelecek. Ama soğutup servise hazır hale geldiğinde denediğiniz için çok memnun olacaksınız.



Ramazan ayı boyunca iftar için bir tatlı arıyorsanız ve de hafif birşeyler olsun diyorsanız yine doğru tarifi okuyorsunuz.


Benim için yaz mevsiminin en anlamlı meyvelerinden biri de şeftalidir. Tatlı olarak sunumu da bence hayli şık oldu... Hafif kremalı ve bol sulu. Şeftalinin yumuşaklığıyla başlayacak tat, yuttuğunuzda damağınızda badem lezzeti olarak iz bırakacak. Haberiniz olsun.

6 kişilik

Malzemeler:

6 iri sert şeftali

250 gram şeker

1 vanilya çubuğu


Badem Kreması

20 gram mısır nişastası

100 ml süt

1 yumurta

30 gram şeker

100 gram badem tozu

20 gram tereyağı


Karamel Sos

150 gram şeker

2 çorba kaşığı su

yarım limon suyu


Yapılışı:

Şeftalileri bütün olarak kaynayan suya atalım, 30 saniye pişirip ateşten alalım, buzlu su koyduğumuz bir kaba şeftalileri soğuk suya daldırın, bu işlemle kabuklarını daha rahat soyacaksınız. İkiye bölüp çekirdeklerini çıkaralım.

Bir tencerede 300 ml su, ikiye kesilmiş ve tohumları sıyrılmış vanilya tanecikleri ve 250 gram şekeri şurup olarak 3 dakika kaynatalım. Sonrasında şeftalileri ekleyip kısık ateşte 10 dakika pişirelim. Şurubun altını kapatalım ve bir kenara koyalım.

Kremanın yapılışı:

Bir kasede nişastayı sütle çözelim. Ufak bir tencerede yumurtayı omlet yapar gibi çırpalım ve üzerine badem tozunu, şekeri ve sütlü nişasta karışımını ekleyelim. Kısık ateşte kremalaşana kadar pişirelim. Kaynadığı anda tereyağını ekleyelim ve karıştıralım.


Karamel sosu:

Bir tencerede su ve şekeri kaynatalım. Şeker sarardığı an ateşten alıp limon suyunu ekleyelim.


Servis tabağına aldığımız ortası oyuk şeftalilerimizin içini önce badem kremasıyla dolduralım, üzerine karamel sosu döküp soğumaya bırakalım.


Dilerseniz yanında bir top vanilyalı dondurma ile servis edin.


Bereketli ama en önemlisi huzur dolu, ağız tadıyla dolu bir ay diliyorum.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Tatil kurabiyesi


Eveeeet, her şanslı insan gibi İrmik Hanım'da tatiline başladı. Tüm yıl denize ve güneşe kavuşmayı bekleyenlerden olan bendeniz kızımla bizim için bir ritüel olan İzmir Özdere sahillerine attık kendimizi nihayet. Üstelik yeni bir işe başlamanın verdiği heyecanla. Canım annem ve babam yine mutfakta harikalar yaratıyorlar bizim için. Bu rehavet ve dinginlik içinde anneme blogumu şu sıra ne kadar ihmal ettiğimi söylediğimde hemen bana bir tarif yapmayı önerdi. Bu minik kurabiyeler yurtdışında yaşadığımız dönemlerde annemin fransız bir arkadaşından öğrendiği bir tarif. Diyorum ya hep; boynuzun kulağa geçeceği zaten belliymiş. Hemen tamam dedim ve 3 nesil girdik mutfağa...Lezzeti şa-ha-ne olan bu kurabiyeleri denemenizi tavsiye ederim.




Adını günceme uyarladığım bu tarif için gerekli malzemeler:

Tatil kurabiyesi

185 gr. margarin

200 ml. krema

Alabildiği kadar un

İç malzemesi:

2 elma

Yarım çay bardağı şeker

2 fincan fındık kırığı


Annem tarife 1 tatlı kaşığı tarçın katarak oryantalleştirmiş daha doğrusu muhteşemleştirmiş bu kurabiyeleri.


Yapımı da son derece pratik.


İç malzemenin yapımı:


Elmaları bir tencereye rendeleyip şeker ile elma suyunu çekene dek kaynatalım. Soğuyunca tarçını ve fındığı ilave edelim.



Oda sıcaklığındaki margarini krema ile karıştırıp alabildiği kadar unu ekleyiniz. 4 parçaya bölüp yarım santim kalınlığında yuvarlaklar açalım elimizle. İstediğimiz büyüklükte üçgenler keserek iç malzememizi koyup saralım. 180 derecede 25 dakika kadar pişirelim, fırından çıkınca hemen pudra şekeri serpelim.


Biliyorum hep mevsiminde meyve tüketmeyi tercih ederim ama bu lezzet o kadar cazipti ki sizlerle paylaşmadan edemedim. Siz dilerseniz sadece şeker, fındık ve tarçınla da deneyebilirsiniz.






Afiyet olsun.


















Ayın hilal olduğu rüzgarlı akşamlarımızdan hepinize sevgiler...

12 Haziran 2010 Cumartesi

Çilekli Turta

Garip bir sancı girmişti genç kadının karnına...Tatilden yeni dönmüş, Pazartesi yeni iş günü stresiyle işbaşı yapmış, korkunç sıcaktan muzdarip, işten evine dönmüştü. Sancısına daha fazla dayanamayan genç kadın uzandı kanepesine, ara ara saplanan sancıyla belki de beş kez izlediği meşhur film Leon’u yeniden izledi televizyonda. Derken filmin en heyecanlı sahnesinde telefon çaldı, arayan erkek arkadaşı sanmıştı. Telefonu açtı, karşısındaki ses kısa bir duraklamadan sonra farklı bir şiveyle ‘Süleyman bey yok mu?’’ diye sordu. Hayalkırıklığına uğrayan genç kadın, ‘’yanlış numara efendim’’ dedi ve kapattı telefonu. Onbeş dakika içinde de yattığı yerde uyuyakalmıştı. Gözlerini açtığında saat onikiyi geçmişti. Sancısıda aldığı ilacın etkisiyle hafiflemişti. Çok sıcak bir geceydi. Üstüne gecelik bile giymeden kendini yatağına zor attı. Ve saat tam 3.15’ te büyük bir sarsıntıyla uyandı, askıda ne bulduysa kaptı ve kendini evden dışarı attı.Şiddetli bir deprem olmuştu. Sabah 7.30’da cep telefonu yeniden çaldı. Kilitlenen hatlar nihayet açılmıştı ve erkek arkadaşı ona ulaşabilmişti. Fakat yine yanılmıştı genç kadın. Arayan yakın bir iş arkadaşıydı. Sordu merakla ve telaşla ‘nasılsın, nerdesin?’

Sevgilisinden beklediği tüm ilgi ve alakayı gösteren bu adam, o sisli sabahta genç kadını pek şaşırtmıştı. Böylesi bir hadiseden sonra onun tarafından aranılmayı beklemiyordu. Sevgilisinin evine gitti aceleyle. Merakla çaldı kapısını, kimse açmadı uzun süre. Nihayet açılan kapıya uykulu bir adam çıktı ve ‘günaydın bebek, hayırdır?’ diye sordu. Çok kızan genç kadın ‘sen ne diyorsun yahu! hissetmedin mi depremi?’’

‘‘yoooo, ne zaman, çok içmişim sızmışım da ben!’’ genç kadın sinirlenmişti ve kırgındı...Bu adamda da aradığı güveni bulamamıştı.


Yıllar sonra o deprem sabahı arayan iş arkadaşıyla hayatını birleştiren kadına sevgili eşinden bir itiraf geldi.

‘’Deprem olduğu gece telefonda sana aşkımı ilan edecektim ama sesin o kadar kibar ve sakindi ki konuşmaya cesaret edemedim, heyacanlandım, o gece sana birşey olsaydı bu cesaretsizliğimden ötürü kendimi asla affetmezdim, arayan o yanlış numara bendim.’’


ÇİLEKLİ TURTA


8 kişilik

Dinlendirme: 30 dak. Pişirme: 45 dak.

Malzemeler:


Turta hamuru için:

270 gram un

Dolu dolu 3 çorba kaşığı şeker

1 tutam tuz

Küçük parçalar halinde 150 gram tereyağı

3 çorba kaşığı buzlu su

150 gram kadar kuru baklagil


Garnitürü için:

600 gram çilek

100 gram acıbadem kurabiyesi

100 ml krema

1 yumurta

50 gram pudra şekeri

1 paket çilekli jöle


26 cm.lik turta kalıbını yağlayıp, unlayalım.

Turta hamurunu hazırlayalım.




Miksere unu, şekeri, tuzu ve tereyağını koyup hafif ayarda karıştıralım. Karışım ufak topak şeklini aldığında 3 çorba kaşığı buzlu suyu ekleyelim. Homojen bir hamur oluncaya dek karıştıralım. Top formunu elimizle verip, streç filme sarılı şekilde hamurumuzu 30 dakika dinlendirelim.


Bu sırada turta hamurunun üzerine koyacağımız garnitürü hazırlayalım. Orjinalinde makaron kullanılan bu tatlıda ben bulunması daha kolay olduğundan acıbadem kurabiyesi kullandım. 100 gram kurabiyeyi robottan geçirip toz haline getirelim. Bir kaseye koyup, kremayı, yumurtayı, şekeri ekleyelim ve yumuşak bir karışım haline gelene dek çırpalım.


Fırını 175 dereceye ayarlayalım. Unladığımız çalışma tezgahında hamuru yaklaşık 30 cm. çapında açalım. Kalıbımıza yayalım ve çatalla bir kaç yerinden delelim. Fırın kağıdını turta kalıbını kaplayacak şekilde kesip kağıdın üzerini mercimek veya nohutla kaplayalım. bunu yapmamızın nedeni hamurun içi boşken pişirilirken kabarmasını engellemek.

Yaklaşık 30 dakika fırınlayalım. Fırından çıkınca kağıdı ve bakliyatı alalım.















Acıbademli karışımı hamurun üstüne yayalım ve 15 dakika daha fırınlayalım. Bu arada çilekli bitkisel jöleyi tarifine uygun hazırlayalım. Fırından çıkan turtanın üzerine, bir fırça yardımıyla ince bir kat sıvı jöleden sürelim ve soğumaya bırakalım. Çilekleri yıkayıp kurulayalım ve sivri uçları yukarı bakacak şekilde sık aralıklarla dizelim. Kalan jöleyi alabildiğince çileklerin üzerine dökelim. Taze taze tüketelim.


Mis kokulu bu harika turtaya farklılık veren acıbademin yumuşak dokusuna çilek kokulu jöle ve diri çilek tadı eşlik ediyor. Bu turta hamurunu başka meyvelerle de deneyebilirsiniz.













Gözlere ve damaklara lezzet baskını...

Bu arada kaç tariftir unumdan bahsetmeyi unutuyorum. Bu konuda çok şanslıyım çünkü tatlılarımın başarısını Hatap una borçluyum. Katkı maddesi içermediğinden ipeksi dokusu ile hamura bambaşka bir kıvam katıyor, bunu daha hamuru yoğururken farkediyorsunuz. Eğer denemek isteyenleriniz olursa iletişim numaralarını zevkle verebilirim. Zira bölge bayisi kuzenimin eşi Ender Tümer bana ta Samsun'lardan gönderiyor unumu. Burdan teşekkür etmek istiyorum yine yeniden. Diğer unlarla farkını görmek için mutlaka denemelisiniz.


8 Haziran 2010 Salı

Yağmur ve vanilya kokan loş evler

Gündüz vakti ışık yakarak oturmaktan hoşlanan var mıdır bilmem? Ben sabahları güneşle uyanmayı hiç birşeye değişmem her ne kadar yaz aylarında terleyerek uyansakta nemden dolayı, ışık bana enerji verir. Perdeler açılır, pencerelerden taze oksijen girer. Yağmur da çok romantik kabul, ama çocuğu okula yetiştirme ve sabah koşturmaları arasında pek de romantizm olmuyor doğrusu. Yağmurun kokusunu ciğerlerimize bolca doldurduk bugünlerde. Yaza sıcağa daha bir hazırız.
Sizinle geçen ay paylaşmıştım Fraisier tatlısını. Blogumun adından da anlaşılacağı üzere bir irmiksever olarak bir de irmikle denedim dün. Gerçek Fraisier'e göre çok daha pratik bulduğum için sizlerle paylaşmak istedim bu tarifimi. İrmikli sütlü tatlı sevenler için bence harika bir alternatif.
Malzemeler:
1 kilo süt
5 çorba kaşığı irmik
8 çorba kaşığı şeker
500 gram çilek
bir paket vanilya
125 gram tereyağı
2 yaprak jelatin (lütfen jelatini nerden bulacağım şimdi demeyin, artık büyük marketlerde hazır pudinglerin, poşet vanilyaların yanında ince uzun poşette paketli jelatinleri bulabilirsiniz.
Maslak'ta eski işyerinden arkadaşlarıma sesleniyorum özellikle Tülay'cığıma; en yakın büyük market Doğuş Power içindeki Tansaş ve en yakın aktar ise İstinye Park Arifoğlu. Sizce de artık layıklı tatlı yapma zamanı gelmedi mi artık? Alın bir paket jelatin kurtulun bu dertten arkadaşlar, jelatinli tariflerim devam edecek nasılsa...)

Meşhur jelatinleri ortadan ikiye kırıp bir kase içinde, soğuk suda yumuşamaya bırakalım. Kullandığımız bu jelatinin baika bir alternatif malzemesi yoktur. Jelatin muhallebinin kıvamının koyulmasına, dolapta bekletilen tatlının kolay donmasına ve sonuç olarak daha rahat dilimlenmesine yardımcı olur...
Bir kilo süte irmik ve şekeri koyup bildiğiniz usul kaynayıncaya kadar karıştırın. Kaynayınca altını kapatın ve içine tereyağını, suyu avuç içinde sıkılmış, Defne'nin tabiriyle deniz anası gibi yumuşamış jelatinleri, vanilyayı karıştırın ve soğumaya bırakın.
Kalıbınızı iyice yağlayın ve içine bir parmak hazırlanan bu muhallebiden dökün, çilekleri yıkayıp temizledikten sonra sivri uçları yukarı bakacak şekilde kalıbın çevresine dizin, içini bütün çilekle doldurun ve kalan muhallebiyi dökün. Buzdolabında bir gece durursa daha iyi sabitleniyor. Üzerini sunum öncesi dilediğini şekilde dekore edin.

Bu fotoğrafı da tatlılarımın yeni fanatiği kuzenim Tuba'dan.
Çocuklar bayılıyor bu tarife, aklınızda bulunsun...


27 Mayıs 2010 Perşembe

Clafoutis

Mardin'deydik geçen haftasonu... İki günlüğüne de olsa farklı bir Türkiye görmek için ideal bir şehir Mardin. Çok şey duymuştuk hakkında. Hepsi doğruymuş, ışık dolu, enerji dolu bir şehir. Kırlangıçlar göçten yeni dönmüşler, sabahları onların cıvıltısıyla uyanıyorsunuz. Erdoba konaklarının Mezopotamya ovasına hakim bir odasında konaklama şansımız oldu.

Gündüz uçsuz bucaksız önünüzde büyüyen ova, geceyle birlikte bir denize dönüşüyor. Hava açıksa eğer Suriye köylerinin ışıkları gemiler misali sıralanıyor ufukta. Doyumsuz bir manzaraya arapça bir türkü eşlik ediyor, yakınlarda bir yerdeki düğünden. Abbaraların altından yürüyoruz gün boyu. Mardin mutfağıyla tanışıyoruz. İlk kez kebabı dürüme sarıp yiyen Defne, Midyat'ta Süryani kilisesinin bahçesinde ip atlayan çocuklara katılıyor. Süryani liderden azınlıklara yaşatılan haksızlıkları dinliyoruz ayak üstü de olsa. Gümüşcüler sokağında dükkan dükkan geziyoruz. Gelüşke hanında yavru şahinlerin kafesinin yanında enfes bir türk kahvesi yudumluyoruz. Hasankeyf'in en tepesine yürüyüp, Dicle'ye selam ediyoruz.
Yöresel tatlıları ise oldukça farklı. Ben daha Antep'e yakın sanıyordum ama yanıldım. Şekeri çok daha az ve hafif tatlıları var. Fırsat yaratın, siz de gidin Mardin'e; unutamayacaksınız!
----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ve eve dönüş. Bir insan ailesi için akşam yemeği hazırlaması gereken bir saatte, saat 19 suları macaron yapmaya kalkışır mı? Defne'nin geçen akşamki isteğiydi ama dar zamanda yapıldığı için istenen sonuç alınamadı. En kısa zamanda tekrar deneyeceğim. Macaron sabır işidir. Cordon Blue’de öğrendiğim teknikle üstlerini çatlamadan tekrar pişirebilmenin mutluluğu ve tabiki tadı yetti. Defne'de mutlu uyudu haliyle...
Bunlar sonrasındaki denemelerimin fotoğrafları, teknikleri sıkı sıkıya uygulayınca başarmak mümkün.


Bu yazıma konu olan Clafoutis (okunuşu: klafuti) ise uzun zamandır sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir tatlı. Vişnenin dayanılmaz lezzetine doyacağınız bir kek klafuti. Fransa'nın ortasında yer alan Limousine bölgesinde geleneksel olarak aslında vişnenin çekirdekleri çıkarılmadan pişirilir ama ben gibi çocuklar açısından tehlike içeriyor diyorsanız lütfen çekirdeklerini çıkarınız. Çekirdekleri çıkarmama nedenleri ise meyvenin pişerken daha fazla su kaybetmesini önlemek. Bu arada ben yine tembellik edip dondurulmuşu tercih ettim.

Diğer tariflerimle karşılaştırdığımızda daha az yağlı ve daha az şekerli ve son derece pratik bir tatlı bu. Vişne yerine mürdüm eriği, kiraz, elma, armut, şeftali, kayısı ile de deneyebilirsiniz.


8 kişilik
Malzemeler:
500 gr. vişne
100 gr. tereyağı oda sıcaklığında
100 gr. un
100 gr. şeker
500 ml. süt
1 paket şekerli vanilya
2 yumurta + 2 yumurtanın sarısı

Yapılışı:
Fırını 210 dereceye ayarlayın.
Sütü kaynatın ve vanilyayı içine ekleyin, kenara alın
Terayağını iri parçalara bölün, şekeri ekleyin ve 6 dakika kadar iyice beyazlaşıncaya kadar çırpın.
Sonra teker teker yumurtaları ve sarıları, unu, ılımış sütü ilave edin.



26 cm.lik tart kalıbını iyice yağlayın ve şekerle kaplayın.

Kalıbın en altına vişneleri dizin, sonra hazırladığımız kremayla yavaşça vişneleri kaplayın.
30 dakika fırınlayın. Pişirirken dikkat edilecek husus tatlıyı fırından çıkartırken kalıbı sallayın, eğer çok sıvıysa 10-15 dakika kadar tekrar fırınlayın. Üstten ısıtmayı kullanmayın ki üstü yanmasın.















Çay saati için harika bir tat daha.

Afiyet olsun tatlıseverler...




18 Mayıs 2010 Salı

Yoğurtlu ve yeşil limonlu kek

Yeşil limonu hep soğuk yaz gecelerinde kokteylleri şenlendiren bir meyve olarak biliyordum. Elimden düşmeyen meyveli tatlı kitabımda yeşil limonla yapılan bu tarifi bulunca hemen kuzenim Tuba ve teyzem için denemeye karar verdim. Böyle hafif ve lezzetli kekleri severler diye düşündüm. Yeşil limonu kestiğiniz anda burnunuza son derece farklı bir koku geliyor, çok limonumsu ama sanki daha baharatlı. Enfes bir koku, tarifsiz...Büyük marketlerde bulabilirsiniz. Yoğurt olarakda probiyotik yoğurtlardan kullanıyorsunuz. Aralarda çikolata notaları var. Üstelik bu tarifte hiç yağ yok, tam bir hafiflik şöleni. Yumuşacık ve köpüksü...

Fransızlar da bu tarife Délicieux adını vermişler. Yani lezzetli...

YOĞURTLU VE YEŞİL LİMONLU KEK

Malzemeler:
2 yeşil limonun suyu, birinin rendesi
2 kutu probiyotik yoğurt
4 yumurta
1 tutam tuz
150 gram şeker
1 paket şekerli vanilya
75 gram un
75 gram nişasta
Yarım paket kabartma tozu
50 gram damla çikolata

Fransızlar kek yaparken yumurtanın sarılarına ve aklarına ayrı ayrı işlemler uyguladıktan sonunda birleştirerek, kekin hem daha yumuşak hem de daha kabarık olmasını sağlıyorlar.
Bu tarifte de öyle, ama öncelikle bir kasede limon suyu, kabuğu ve yoğurtları karıştıralım.
4 yumurtanın akı ile sarısını ayıralım. Sarıları yoğurt, şekerin 100 gramı, vanilyaya karıştıralım ve mikserde beyazlaşıncaya kadar yaklaşık 6 dakika çırpalım.
Bir başka kasede un, nişasta, kabartma tozunu karıştıralım.
Sarıların olduğu karışıma eleyelim ve nazikçe karıştıralım.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım.
Sıra geldi aklara. Bir tutam tuzla kar gibi çırpalım. Sonra kalan 50 gram şekerle iyice sert form alana kadar biraz daha çırpalım. Sarılara ekleyelim. Yine çok nazikçe birbirine karıştıralım.


Damla çikolataları ekleyelim.


Kalıbımızı yağlayıp, unlayalım. Karışımı döküp 30 dakika kadar pişirelim. Fırından alınca 10 dakika kadar dinlendirip ondan sonra kalıptan çıkarın ve ılık servis edin.


14 Mayıs 2010 Cuma

Vişneli Gateau Basque

Herşey kendini doğunun uzağına attığında şekillenmişti genç kadının aklında. Singapur'da şipildek terlikler ayağında, sırt çantası sırtında tek başına kafa toplamaya diye çıkmıştı yola. Tek başına da varolabileceğini kanıtlamak istiyordu herkese. Büyük gökdelenlerin arasında Singapur nehrinin üzerinde kurulu Cavenagh köprüsünün yanında, ağaç gölgesinde bir bankta soluklanırken, hayal gibi, rüya gibi, bir çift takılmıştı gözüne. Gerçek bir gelin ve gerçek bir damat bu ünlü köprünün başında durmuş, birbirlerinin gözüne aşkla bakıyor, elleriyle kollarıyla birbirlerini sarıp sarmalıyorlardı. Gelin harikaydı, sade ve alımlı, bol makyajlı bir yerli, damat ise muhtemelen Avrupalı sarışın ve son derece yakışıklı. Mükemmel çift bu olsa gerek diye düşündü kendi kendine. Uzun uzun izledi onları, çevredeki tüm meraklı bakışlarla beraber. Üzerlerinde sanki başka tür bir ışık vardı. Derken bir kıyamet koptu. Çiftin üstüne doğru iki üç kişi hızla yaklaşarak onlarla ilgilenmeye başladı. Bir kadın gelinin makyajını tazeliyor, bir diğeri damadın papyonunu düzeltiyordu. Oturduğu banktan kalkan genç kadın bir kaç adım öne çıktığında ancak olayın farkına vardı. Bu bir katalog çekimiydi. Gerçek aşkla baktığını sandığı gözler sadece ve sadece rol yapıyordu. Sadece aşıkmış gibi yapıyorlardı. Tıpkı senelerdir kendisine yapıldığı gibi.
İki gün sonra, son 3 yıldır yaşadığı İstanbul'a döndü. Artık herşey daha netti. Kararını vermişti. Bu yalana bir son verecekti. Tüm evi dört günde toparladı. Vaktiyle aşık olduğu adamın peşinden sürüklenip geldiği şehre veda vakti gelmişti. Boyacıköy'ün arnavut kaldırımlı yokuşundan tangır tungur sürükleyerek çektiği bavulunu sahile kadar azimle indirdi. Parlak bir gündü. Evde kalan son ekmek kırıntılarını koyduğu poşeti diğer elinde, denizin kıyısına geldi. Tüm ekmekleri büyük bir hırsla boğaza savurdu. Çok sevdiği martıları son bir kez daha doyurmak için. Değil martı denizin dahi olmadığı ana ocağına dönerken genç kadın, arkasında koca bir aşk hikayesinin bıraktığı kırgınlıkla, ilk taksiye el edip havaalanının yolunu tuttu. Yeni bir başlangıç onu bekliyordu.
--------------------------------------------------------------
Günler günleri kovaladı, Defnecik son iki haftada iki kez hastalandı. Evimiz misafirlerle şenlendi. Sevgili Simay'ın yapmam için seçtiği bu tarifi yapmaya da ancak bugün fırsatım oldu.
Gateau Basque, Cordon Blue'de öğrendiğimden farklı olarak meyve ile neşeleniyor bu tarifte. Tam bahara layık. Fransa'nın Basque bölgesi tatlıları ile meşhurdur. Fransızca gato, kek demek. Bu da en klasik lezzetlerinden. Ve yaklaşık 12 dilim çıkıyor. Ağzınızda kremayla ıslanmış yumuşacık kekin mayhoş vişne ile vanilya kokan uyumunu tatmak isterseniz kolları sıvayınız, önlükleri takınız...

VİŞNELİ GATEAU BASQUE (GATO BASK)

Malzemeler:
250gr. dondurulmuş vişne

Hamuru için
200gr. tereyağı
200gr. un
70gr. badem tozu
yarım paket kabartma tozu
1 tutam tuz
3 yumurta
240gr. şeker
1 paket şekerli vanilya

Tereyağını önceden dolaptan çıkarıp yumuşatalım.
Bir kasede unu, badem tozunu, vanilya, tuz ve kabartma tozunu karıştıralım.
Önceden dolaptan çıkardığımız yumurtaları şekerle 6 dakika çırpalım, beyazlaşıncaya kadar.
Sonra unlu karışımı ve tereyağını ekleyelim ve homojen bir hamur elde edene kadar karıştıralım.
15 dakika kadar dinelendirelim. Bu sırada kremayı hazırlayalım.

Pastacı Kreması:
250ml süt
2 yumurta sarısı
75gr. şeker
40gr.un

Sütü kaynatalım.
Yumurta sarılarını şekerle yine beyazlaşıncaya kadar 6 dakika çırpalım.
Unu ekleyelim.
Sütü ilave edelim.
Karılımı tekrar tencereye alalım ve 2 dakika kadar pişirelim. Kaynadığı anda ateşten alalım.
Ilınınca krema poşetine koyalım.


Fırını 180 dereceye ayarlayalım.
Dizilimi:
24 cm.lik kelepçeli kalbı iyce yağlayıp unlayalım.
Hamurun yarısını kalıba yayalım.
Üzerine 250 gr. dondurulmuş vişneleri serelim.
Üstüne pastacı kremasını poşetle sıkalım ve bir kaşık yardımı ile yayalım.
En üste hamurun diğer yarısını ekleyelim. Koyu kıvamdan endişe duymayın, kaşık arkasıyla yayabildiğiniz kadar yayın. Fırına girince hamurun içindeki yağ hemen eridiğinden vişne ve krema anında kaplanacaktır.


40 dakika alt-üst programda pişirin.
Üzerine pudra şekeri serpin ve ılık servis edin.



Afiyetler...